avatar

Ben Öyle Düşünmedim
zencefil'in faydaları...

08/08/2014
Serap Eflanlı

Öksürüyordu, sesi kısılmıştı. Endişelenme dedi yavaşca, alerjik bir durum bu. Zencefil çayı yapmıştım, ılık ılık iyi gelir, dedim. Zencefil çayı mı? dedi kısılmış sesiyle. Sonra yumuşacık bir tebessüm yayıldı yüzüne. Ne iyi etmişsin, pek severim zencefil'i. Büyükçe bir fincan çayın her bir yudumunu keyifle içti. Boğazı biraz daha rahatlamıştı; hafifçe öksürdü, kısık buğulu sesiyle, sana bir dönemime ait küçük anılar anlatmak istiyorum dedi. Gözlerinde çocuksu bir parıltı vardı.

Sabahın 10'unda kalıplı kılıklı bir "beyefendi" girdi mağazaya, "günaydın" dedim duymadı. Raflardan birine yöneldi, bir kutu aldı, kasaya geldi, üzerinde 49,90 TL yazan kutuyu bankoya koydu, üzerine pat pat vurarak, "ben buna 30 lira düşünüyorum" dedi. Kutuyu aldım sakince, "ben öyle düşünmüyorum" dedim, yerine koydum. "Kış günü, cash para vereceğim, daha ne istiyorsun?" dedi bu kez. "Dileniyor olsam, süper olurdu ama, bence konuşmayı daha fazla devam ettirmeyin lütfen" dedim. Bir takım "sevgi" dolu mırıltılarla terketti mağazayı... Yavaş yavaş, gelenlerin hallerini anlamaya, kendimi tanımaya başladığım bir süreçte gelmişti, bir kaç yıldır yaşamakta olduğum sahil kasabasının yerlisi olan bu "beyefendi".

"İki yaşında erkek çocuğu için farklı bir oyuncak arıyorum. Ne önerirsiniz?" İşte şöylesine eğitici, böylesine geliştirici ürünler var diye tanıtıyorum o yaş için uygun olanları. "Ah! var, herşeyi var. Daha farklı, daha orijinal bir şeyler yok mu?" İki yaşında bir çocuğun, sunduğum onca ürüne ve daha fazlasına sahip olmasına şaşarak, aranan o farklı şeyin, şişme kadın, ağız topu gibi bir şey olduğunu düşünüyor, bunu söylememek için zor tutuyordum kendimi. Sonunda, bu farklı şeyi arayan babaanne, anneanne gibi bir karakter, özellikle çocuk kanallarında reklamı sıklıkla dönen, işlevsiz bir petrol ürününü alıp gidiyordu.

Bir gün, içimi kıyarcasına pazarlık eden bir hanımefendi, hıçkıra hıçkıra ağlatmıştı beni. Öylesine ısrarcıydı ki, "ne olurdu istediği fiyata verseydim, zaten kimbilir yüzde kaç kârla satıyordum, bir başkasına daha pahalıya satardım nasılsa, O'nu daha fazla bekletmesem olmaz mıydı?"lardan sonra, "hiç de esnaflık bilmiyorsunuz, beni kaybetmeniz demek bilin ki burada pek çok insanı kaybetmeniz anlamına gelecektir"lere kadar gelince konu ve O'nun, küçümseyen gözlerle yüzüme bakarak, durmaksızın konuşmasının sonunda, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak, "hanımefendiciğim, ben bu ürünü size hediye edeyim ve siz gidin rica ederim" dedim ve yığılır gibi oturdum sandalyeye. 

"Geldik ama, hiçbir şey almayacağız tamam mı çocuklar?" diye bağırmaya yakın bir ses tonu ve sert adımlarla girdi içeri. 150 metrekarelik bir oyuncak mağazasında, çocuklarını eğitmeye çalışan anneler zamanla en bayıldığım kadın tipi olmaya başlamışlardı. Zavallı çocuklar, buğday ambarındaki aç tavuklar gibiydiler ve onların arzularıyla başedemeyen anneler, duruma göre beni çocuklara karşı tehdit unsuru olarak kullanmayı eğitimlerinin bir parçası sayarak, "bakın teyze kızıyor, ne kadar sert bakıyor görüyor musun?" derler ve ben çocukların bana ürkerek bakmalarından utanç duyarak, başka şeylerle ilgilenmeye çalışırdım.

Zamanla kendimden beklenmeyecek bir performansla, iyi bir mağazacı oldum. Kadınlar ve çocuklarla doğal bir ilişki oluştu aramızda. Anneler çocuklarını oyalamak için "tamam şimdi bu oyuncağı ayırtalım, para biriktirip gelelim" dediklerinde, oyuncağın üzerine çocuğun adını yazarak, bir kenara koyuyor ve günlerce bekletiyordum; bazen almaya gelenler oluyordu. Üzerinde adı yazılı olan oyuncağın, O'nu beklemiş olması, çocukları mutlu ediyor, anneleri de şaşırtıyordu. Hesap kitap işlerinde zorlanıyordum ama, insan ilişkilerinde epey yol almıştım. Bir süre sonra, benim rahatlığımı, samimiyetimi seven müşteri annelerin bir bölümü, sırf kahve içip, sohbet etmeye gelir olmuşlardı. Bir zamanlar gelen hanımefendi haklıydı, "ben esnaflık bilmiyordum" :)

Hiç kurgulanmış bir şey değildi. 20 yıla yakın maaşlı çalışmış, çalıştığı yerleri benimsemiş, sahiplenmiş, çalışkan, düzgün ve erdemli biriydim. O yıllarda adını duyduğum ama, hiç yüzyüze gelmediğim bir hatunla, bu sahil kasabasında yollarımız kesişti ve ben birden bire bir oyuncak mağazasının işletmecilerinden biri oldum. İşi bilmemek, insanlarla bu kadar içiçe olmak ve iş ortağımın, yılların şirket sahibeliğinden gelen sert halleri ve kendime acımanın, her şeyden kendimi sorumlu tutmamın dorukta olduğu o yıllarda, zaman zaman çok zorlanıyordum ama, vazgeçemezdim. İyi ki de geçememişim... Onlarca deneyimin yanında, arkadaşla iş yapmak risklidir ama, öncesinde arkadaşın olmayan biriyle yaşayacağın iş ortaklığının dostluğa dönüşmesi, kaymaklı ekmek kadayıfı tadındadır.

Sesi biraz daha düzelmiş, öksürüğü azalmıştı. Alerjik diyorsun bu durumuna ama, sanırım zencefil çayı iyi geldi, bir fincan daha versem, içer misin? dedim. Biliyor musun dedi, zencefil Asya'da 4.400 yıldır kullanılan iyi bir baharat ve destekleyici şifahî bir bitkiymiş. Bereketli toprakların, dünyaya bir armağanıymış. 6.5 yıl boyunca, tüm iniş ve çıkışlarıyla, beslendiğim, korunduğum, şifa bulduğum "Zencefil"li anılarım üzerine, içerim elbette, pek de güzel olur, dedi.

İkinci çaylarımızı sessizce içerken hissettiğim, O'nun artık anlatarak şifalanıyor olduğuydu.

Yorumlar Yorum Yap

Son Yazılar