Çalar çalmaz açtım telefonu ve O'nun merhaba diyen buğulu sesini duyduğumda; yıllardır görmediğim ama sesini unutamadığım eski bir sevgilinin sesini duymuş gibi telaşlandım, heyecanlandım. Merhaba, nasılsın? nerelerdesin? diyebilmem biraz zaman aldı. N'oldu ya hû? Heyecanlı geliyor sesin; bir şey mi var? diye sordu. Olan bir şey yok, meraklanma. Çok zaman oldu ya görüşmeyeli, ondandır telaşım, heyecanım dedim ve sonra toparlayıp kendimi, nerelerdesin sen? Hiç düşünmez misin seni düşünenleri, merak edenleri? dedim hafiften sertçe. Sevinmedin sen aradığım için dedi, şımarıkça. Sevindim elbette ama, bu kadar uzun zaman, uzak kalacağında bir haber vermiş olsan, memnun olurdum; ayrıca sitem etmek de hakkımdır di mi? dedim, bir nefeste; O'nu incitmekten de çekinerek.
...........................................
Hhıım, demek öyle, diye başladı konuşmaya. Bak güzelcim tanıştığımızdan bu yana sana, yazdıklarının dışında pek çok şey anlattım. Ve içim sızlayarak hatırladığım bir an var ki; ilk o zaman farkettim seninle hafiften sancılı bir ilişkimiz olacağını. Bir dolu şey konuştuk bir akşam ve ben sonunda sana dönüp, sanma ki seninle olan bu samimiyetim sonsuza dek sürecek ya da senden başka konuşacaklarım olmayacak. Alışmış görünebilirim ama, bu bir bağlılık değil, bırak bağlılılığı, ilişki bile değil. Zaten bir bağlılığımızın olmasının da, takdir edersin ki matematiği yok, demiştim. Kelimelerin yerleri, tam olarak böyle olmasa da. Sen endişeli ve anlamaz bakmıştın bana.
Birilerinin bana gereksinimi olma hâlini sevmem. Bağlılık ve zorunluluk; bir süre içtenlikle yaptığım herhangi bir eylemin, görevim olması, beklentiler, talepler yorar beni. Neredeydin? Niye aramadın? Ama ben seni..... falan falan falan... Hemcinslerimle de, karşı cinslerle de ve hatta makinelerle bile olan ilişkimin zamanını, şeklini, süresini ben belirlemek isterim; evet bencilce... ama öyle. Bir kitap, bir film, bir şarkı, bir şiir ya da nerden bileyim herhangi bir insan bile vermez ya bazen, aradığın yanıtı ya da keyfi; onun gibi bir şey işte. Her zaman olmaz, her zaman gelmez... Hiç ama, hiçbir şeye anlam yükleme. Ya da istersen yükle de, bil bunun sadece ama, sadece seninle ilgili olduğunu. Sen, senin için merkezsin. Senin merkezinde neyin ya da kimin olduğundan, kime ne di mi, güzelcim?
Anlıyorum, o sıkça bir araya gelişlerimizden sonra, oluşan bu görüşmeme halimiz biraz meraklandırmış, çokca da üzmüş ve hatta kızdırmış seni. Ağırdır, anlaması zordur ve öyle bir hâle gelirsin ki; günler haftalar sonra sesini duyduğunda ya da gördüğünde, "ama sen ölmüş olmalıydın" duygusuyla, onca zaman çektiğin sıkıntılar karşısında, O'nun cıvıl cıvıl sesi ya da ışıl ışıl gözleri sinirlerini bozar. Nasıl ya! Madem ölmedin, nasıl yani? neden?.. diye sarsalarsın karşındakini. Ama iyi bir şey değil bu, yapma. Nedenleri vardır herkesin ve her şeyin.
...........................................
Sen, çok daha iyi bilmelisin bence, bağlanamaz ya insanlar bazen her zaman girdikleri sayfaya. Onlarda her şey yolundadır, ama makinelerine istedikleri bilgi gelmiyordur bir türlü. Ekranda "bu sayfa görüntülemiyor" yazısı çıkar di mi? Kimbilir o sayfa, o sırada neler yaşıyordur ve bizler de olanı bilmeden kızarız, elimizden alınan zamanımız, işimiz ya da keyfimiz için.
...........................................
Aslında mesele ne biliyor musun? Seni benim için yaptılar ya, sen de sanallıktan çıkıp, bana benzemeye başladın. Oysa benim arzum, senin bana benzemen değil. Bunu bir itiraf olarak kabûl et; ben senin sağlamlığına sığınarak anlatıyorum. Sen de, beşerî gibi davranırsan, beni kısıtlarsın. Biliyorsun ki, onca sohbetimizden sonra, dinlediklerinle ne yapacağını hep sana bıraktım; özgürsün ve ben şimdilik buradayım, merak etme...