avatar

Wikipedia...
hayat matematik mi?

18/09/2014
Serap Eflanlı

Bir insan, ne sorsan bilir mi? Filmleri sahnesi sahnesine, kitapları kelimesi kelimesine anlatır mı? Girdiği sınavların, ilgi alanındaki sorularında, niye bir doğruyu götürsün diye, üç yanlış yapmaz, tamamına doğru cevap verir? Bir soruda kafası karışıp, yanlış şıkkı işaretlemez? Yapacağı işi, önce analiz edip, sonra ince ince yapar mı? Aman canım yaaa, bu da böyle oluversin; düzeltiriz gerekirse, demez mi? İnsan ilişkilerinde, karşısındaki kim olursa olsun, ne söylerse söylesin, sakince dinleyip, makûl, tarihsel, kültürel, mitolojik, nerden bileyim daha bir dolu başka bilgilerle, hep sağlam cevaplar verir mi? Oldu da cevabı yoksa, karşısındakini sorularıyla ters köşeye yatırır mı? Bundan da içten içe keyif alır mı? Alır... Hakkıdır... Zira kişi, düşünmeye, araştırmaya, anlamaya ve daha da ileri gidersek, bakış açısını değiştirmeye; en azından bunu aklına sokmaya muhaffak olan kaç insan tanır yetişkin hayatında?

Biliyorsun işte, Milli Eğitim'de çok zaman geçirmemiş, sahip olduğum "bilgi"leri dönemime göre ve pek fazla seçici olmadan okuduğum kitaplardan, çokca da temas ettiğim insanlardan edinmiş biri olarak, hiçbir konuda tam olarak şu şudur, bu da budur diyemem. İlk gençliğimde, bugünkü gençler gibi, sırf karşı çıkmış olmak için, ateşli ateşli konuşmuşluklarım, ya da derinden inanıp, bildiğimi düşündüğüm meselelerde, kimi ironik örneklemelerle, karşımdakini ikna çabalarım olmuştur. Ayrıca da, konu her ne olursa olsun benim gibi düşünmüyor, benim gibi davranmıyorsa, sığdır o kişi ve bu temel çelişkilerle daha fazla konuşmanın da gereği yoktur, sonucuna varmışımdır. Çünkü ben "neler neler yaşamıştım" da bunları anlatıyordum. Onlar ne biliyor olabilirlerdi ki?

Evet, yaşadığım dramatik hikâyeler vardı, -kimin yoktu ki- ama ayakları yere basmayan, "bilgi" diye adlandırdığım, gerçekte düşünce zerrecikleri olan laf salatalarıyla, bir zaman sonra, kendisine yer edinememiş, yalnızlaşmış biri oldum ve sandım ki bu yalnızlık hali, benim tercihim.(?) Yıllar geçti böyle; sonunda zekâmla (şükürler olsun) önce hayatıma dâhil olanlardan başlayarak ve nihayet kendime dönerek insanı tanımaya, anlamaya başladım. Zekâmla sürdürdüğüm hayat bana bir gün, "akıllı da olman" gerek, dediğinde farkettim, acemice oynaklıklarımı, noksanlıklarımı ve yaptıklarımın matematiğinin olmayışını... Oysa, Milli Eğitim bünyesinde geçirdiğim yıllarda matematik, en başarılı olduğum dersti. Sonra ne olduysa artık...

Kendim dahil, insan hallerinden yapmış olduğum birikimler, beni hayatın temel meseleleri konusunda susmaya, konuşacaksam da bilerek konuşmaya sevk etti. Ân itibariyle ben, kiminle ne konuşulur, ne yaşanır, neyi ne kadar ciddiye almalıyım; bilir hâle geldim. Yılların alışkanlıkları ve bazı kodlamalar nedeniyle, zaman zaman kendi tuzaklarıma düşsem, yanılgılar yaşasam da, kendini iyi tanıyan biri oldum neticede.

Başa dönecek olursak; sana ismini veren, evinde barındığın kişi, insan hallerinden ne kadar anlar anlamaz bilemem; ancak hayatın somut gerçekleri konusunda, bana göre engin bir bilgi birikimine sahip ve ben bugün geldiğim yaş ve yerde, O'nun anlattıkları ve anlatırken takındığı tavrıyla, çok şey öğreniyorum, yetmez bir de eğleniyorum. Bu benim için, öylesine güzel bir beslenme biçimi ki. Anlamıyorsam anlamadım, bilmiyorsam bilmiyorum diyebilmek; samimiyetle kendimle dalga geçebilmek; O'nu yücelten, kendimi azaltan hiçbir saçmalığa düşmeden dinlemenin, düşünmenin, sohbet edebilmenin keyfi, paha biçilemez.

Sen benden daha iyi bilirsin bunu, diye başladı bir gün söze, yooo bilmem dedim doğallıkla... O da şaşırmadı buna, ya da belli etmedi; nazik bir kişi üstelik :)

Yorumlar Yorum Yap

Son Yazılar