... O bedenine hâkim.
Üstten bakıldığında, sıradan, dümdüz, heyecansız, keyifsiz, öylesine biriyimdir aslında... Benimle ilgili derinlikleri, ancak sabır gösterir, zaman ayırır, bakar ve görürse anlar insanlar... Yoksa geldiğim gibi giderim. ......................... O, çok yalın... Yalınlığı, O'nu anlayabildiğimiz anlamına gelmiyor ama, anlaşılmaz da değil. Soru sormadan kendince, yanıtlarını bulman gereken bir hali var. İçinde neler döndüğünü bilemiyoruz ama, bir şey dönmüyormuş gibi durduğu için, soracağımız...
gerçek hikâyen nedir?
Bir süredir gelmiyor bana, çağırmıyor, aramıyor beni... Kendi kendine konuşmalarını kaydediyor bir CD'ye, olduğu gibi yazayım diye gönderiyor bana. Masal dinler gibi dinliyorum; ama gözünü elini görmeyince, bir farklılık hissediyorum sesinin tonunda. Yaşadıklarını, yaşamakta olduklarını, yaşamayı kurguladıklarını hikâyeleştiriyor ve hatta kendine ait değilmiş gibi anlatmayı tercih ediyor. "Bi arkadaşın..." Olanların bazılarını çok beğendiğini belli ederken, en önemlilerini, araya kimi duygu zerrecikleri...
... yatışıyorum...
O'nun sevdiği yerlerden birinde, Salacak'ta bir cafedeyiz. İlk gençlik yıllarının bir dönemi buralarda geçmiş; o zamanlar bu cafe, tahta tabureli çay bahçesiymiş. Anılarımdaki fotoğraf değil ama, Kızkulesi en güzel buradan görünür, dedi. Sıklıkla susuyor ve ama garip bir şekilde, her şeyden de konuşuyorduk. Bazılarına üzülsek de "değişim" yine de iyi bir şey, diye mırıldandı. Az önce gelen taze demlenmiş çayından, küçük bir yudum aldıktan...
malûm mesele...
Hep AŞK çocuğu olduğuna inandı... Bir gün AŞIK oldu... AŞK'ın, bir illüzyon olduğunu anladı... Bütün aşk şarkılarından sıkıldı... Yürüdü, gitti...