Bir süredir gelmiyor bana, çağırmıyor, aramıyor beni... Kendi kendine konuşmalarını kaydediyor bir CD'ye, olduğu gibi yazayım diye gönderiyor bana. Masal dinler gibi dinliyorum; ama gözünü elini görmeyince, bir farklılık hissediyorum sesinin tonunda.
Yaşadıklarını, yaşamakta olduklarını, yaşamayı kurguladıklarını hikâyeleştiriyor ve hatta kendine ait değilmiş gibi anlatmayı tercih ediyor. "Bi arkadaşın..." Olanların bazılarını çok beğendiğini belli ederken, en önemlilerini, araya kimi duygu zerrecikleri koysa da, içerden anlatmıyor; basitleştirip, komikleştirip, yetmez bir de ironikleştiriyor.
Dünyaya geliş şeklini, onca yaşadıklarını, kimi travmatik, dramatik durumları, hem çok içinde, hem de olabildiğince dışında tutuyor. "Sen güçlüsün, bunu da halledersin" denmesini sevmiyor; nasıl hallettiğini bilmeden, konuşanlara kızarak, "bunu da mı, ben halledeceğim?" diye bağırıyor içinden; hallediyor ya da halledemiyor konu her neyse ama, yine de "güçlü" duruyor. Geçmişteki sınırsızlığı, şimdi sınırlar koymasına neden oluyor; ne tam dahil oluyor hayatlara, ne de dahil ediyor hayatına.
Nasılını bilmediği için hep, eksik bildikleri. Siyaset de biliyor, ticaret de; çalışan olmayı da biliyor, patron olmayı da. Matematik de biliyor, coğrafya da; hatta renklerin psikolojisini de, yetmez parapsikolojiyi de. Ama, hepsi biraz. En çok bildiği, kendisi ve kendinden yola çıkarak tüm insan halleri. Sessizliği ya da haykırışları da hep bu insan hallerini bilmesinden. Anlamsız buluyor, kimileri için -zamanında kendisinin de kıymet verdiği- yaşamın mihenk taşı saydığı ihtiraslı duyguları. İnsanın kendine iğne batırması gibi diyor, aşk denilen hallere; mazoşist bir duygu halini, sado-mazo bir hale getirmesidir kişinin aşk dediği şey... Ya da, seviyorum, özlüyorum beyanlarının, beklenti yüklü olduğunu söylüyor.
Gerçek mi? Korumacı ve korunmacı mı söyledikleri? Nerden bileyim? Kızıyor, acıklı hayat hikâyelerinin, daha da acıklı hâle getirilmesine.
Yalnız aslında ve bunun, tercihi olduğunu söylüyor ısrarla. İnsanların en çok, zamanlarını talep etmekten rahatsızlık duyuyor; karşılığını veremeyeceği tek şeyin, bu olduğunu düşünüyor. O'na zamanını veren birine, derin bir minnettârlık duyuyor. "Seviyorum seni be kadın" dese birisi, yüreği uçuşacak biliyor ama, denmemesini de dert etmiyor; ve hatta bunu iyiye yoruyor; durumunu kolaylaştırdığını düşünüyor.
Tam sağlamlıkla, sonsuz zayıflık arasında bir yerde. Teslim olmak istiyor hayata bir yanıyla; ama teslimiyetin doğuracağı zaaflarla başedemeyeceğini düşünerek, direniyor bir yanıyla.
..........................................
Benimle uzun zaman kalacağını biliyorum; samimiyetle anlatacak ya da gönderecek hikâyelerini ama, hiçbir zaman gerçek hikâyesini bilemeyeceğim. Hep O'nun anlattığı ve benim anlayabildiğim kadar olacak...