... yazmasam olmazdı.
Bir kış gününün çarşamba akşamında, Eminönü-Adalar vapurunda karşılaştılar... Ortak arkadaşlar sayesinde merhabalaştılar. Kadının sabah dokuzda başlayan ama, akşam kaçta biteceği belli olmayan bir iş temposu vardı. Özellikle çarşamba günleri, önemli market zincirlerinden birinin yetiştirilmesi gereken, ürün tanıtım broşürünü O hazırlıyordu; dolayısıyla binmesi gereken vapurdan, iki saat sonrakine yetişebiliyordu; bazen ona bile yetişemiyordu! İlk karşılaşmalarının ertesi haftasında, vapurda adamı görünce, "aaa! merhaba ..... bey"...
yoksa salep mi?
Kış aylarında, küçücük evimizde yanan çingene sobamız vardı. Borusundaki telde çamaşırlar olan. Üzerinde demir maşayla kestaneler çevrilirken; önce çıngırağını duyduğumuz, "Booooozaaaaaa!" sesiyle, "kestaneleri çevirmeyi unutma", "anne versene sürahiyi", "hadi çıkart parayı abi", bağırışları birbirine karışır; çoğunlukla ben, "bozacı ammmcaaaa, bekleee" diye bağırarak önden gider, O'nu durdururdum. Abilerimden biri, elinde sürahiyle gelir, "iyi akşamlar dayı, doldur bakalım, şu kadar liralık" derdi. "Evde leblebi var...