Bir kış gününün çarşamba akşamında, Eminönü-Adalar vapurunda karşılaştılar... Ortak arkadaşlar sayesinde merhabalaştılar.
Kadının sabah dokuzda başlayan ama, akşam kaçta biteceği belli olmayan bir iş temposu vardı. Özellikle çarşamba günleri, önemli market zincirlerinden birinin yetiştirilmesi gereken, ürün tanıtım broşürünü O hazırlıyordu; dolayısıyla binmesi gereken vapurdan, iki saat sonrakine yetişebiliyordu; bazen ona bile yetişemiyordu!
İlk karşılaşmalarının ertesi haftasında, vapurda adamı görünce, "aaa! merhaba ..... bey" diye seslendi. Merhaba ..... hanım, adım ....." dedi ve içtenlikle sıktı kadının elini. Adının doğru söylenmesine mi yoksa, karşısındakinin adını yanlış söylemesine mi utansın, bilemedi kadın; ama dert etmedi. Birsaatonbeşdakikalık yol boyunca, birbirlerini anlamak üzerine, pek çok şey konuştular. Neden ada? Neden Heybeli? Ne iş yapılıyor? Burcunuz ne? bla bla bla... Sonunda adaya indiklerinde, bir cesaret, "evde telefonun var mı? diye sordu kadın. (Cep telefonları, herkesin alabildiği iletişim araçlarından değildi henüz.) "Var" dedi adam ve durdu. "Ehem! verir misin numaranı?" diye sorarken; düştüğü komik duruma gülmemek için, kontrol etti kendini kadın; numarayı yazdı. Teşekkürler, iyi akşamlar, memnun oldum, görüşürüz... sonrasında, kadın rıhtımın sağından, adam solundan yollarına devam etti.
Heyecanlıydı kadın; Ocak ayının yirmidördüydü. Evine girdiğinde düşündü; yirmibeş gün önce, lodos nedeniyle vapurların çalışmadığı, bir yeni yıl akşamında; Bostancı'dan cesaretle kalkan motorlardan birine, en az motorcu kadar cesaret göstererek binmiş, ada'ya indiğinde, toprağı öpmüş ve evine vardığında, camları sonuna kadar açarak, dinmiş fırtına üzerine, şakır şakır yağan yağmuru, hoş içimli kırmızı şarabını yudumlayarak dinlemiş ve "... ya doğru düzgün bir sevgili gelsin bu yağmurla, ya da boşver tanrım" demişti.
..................................
Az bir zaman geçti, tanışıp, konuşup zaman zaman biraraya gelmelerinin üzerinden. Önce kadın, yarım yamalak adamın evine yerleşti... Sonrasında birlikte, kadının evinde yaşamaya başladılar... Ve ikisi de, farklı nedenlerle geldikleri bu adayı anlamaya, keyfini çıkartmaya ve hakkını vererek yaşamaya başladılar.
Ada, hem yalnızlık, hem kendi içinde kalabalık... Ama en çok da sakinlik, güven, huzur ve disiplin demekti... Birlikte öğrendiler...
..................................
Sonra, her hikâye gibi bu da bitti.
