avatar

Yağmuru Sevenle... Nefret Eden...
... basit zıtlıklar.

04/12/2014
Serap Eflanlı

"Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar. Her şey çatışma sonucunda meydana gelir."
Herakletios

"Zıtların birliği" cümlesini, çok küçük yaşlarımdan beri bilirim. Ters kutuplar birbirlerini çeker ve ortaya ortak bir enerji çıkar...

......................................

Aynılık, hele ki zorakiyse; rutin, zamanla sıkıcı ve depresif bir durum yaratır. Nereye gidelim? Sen karar ver? Ne yiyelim? Sen ne istersen? Ne izleyelim? Seç oradan bir şey, bana farketmez. Sana geleyim mi? Sen bilirsin? Ya hû, ne demek "sen bilirsin?" "Sana geleyim mi?" diyorum. Hiç değilse burada yanıt net olsun, evet gel, hayır gelme. Haklısın da, gelme dersem, kırılırsın ya da belki de kızarsın diye; çekindim azcık... Çekinme arkadaşım, yekten söyle ya! Gel, çok sevinirim... Gelme, işim var... yalnız kalmak istiyorum... Kibârlık, nezâket sevdiğimiz şeyler ama, samimiyeti, içtenliği tercih ederiz, nezâket adı altındaki sahtelikleri değil, di mi canım? Eeee evet!!!

Ya da...

Sonsuzluk ve Birgün filmi var, ben onu izlemek istiyorum. Tamam birlikte izleyelim. Sevmeyebilirsin bu gri mavi, duygusal filmi; sen istersen, Muhteşem Kung-Fu gibi ya da nerden bileyim, daha aksiyonu yüksek bir film izle, çıkışta birlikte yemek yer, filmleri konuşuruz. Aaaa! Olur mu tatlım? İzleriz işte, senin istediğin filmi. "Benim istediğim filmi?"!!! Kıpır kıpır geçen doksan dakikanın sonunda, filmden etkilenmişle, çok sıkıcı bulmuş iki insanın kahredici sohbeti; ortak eve kadar sürer...

Ne bu? Beraberlik mi? Birlikte bir şey yapmış olmak mı? Ve en fenası, "... ben senin için..." diye başlayan cümlelerin öznesi olmak durumuna düşmek.

......................................

Şimdi durum o kadar net ve doğal ki... Senden başka, duruma dahil olan biri var. O'nun da yapmak istedikleri ve istemedikleri var, kendince sebeplerle. İki tarafta, verilen değeri, gösterilen özeni ve şefkati, kendi meşrebince görüyor, anlıyor ve yanıtlıyor. Herkes zaman zaman düşse de kendi tuzaklarına; gerçekte acep nedendir? niçindir? nasıldır? diye sorgulama gereği duymadan, yağan yağmurla, akan suyla kendi yoluna gidiyor. İçinde eksiklik, hiçlik olmadan. Keyifle donuna kadar ıslananın gözündeki pırıltıyla, ıslanmaktan duyduğu rahatsızlığı, öfkeyi, ıslak gözlük camlarının ardından gösteren; kendi hikâyelerinin içinde tamamlıyorlar yolculuklarını; birbirlerine saygılı bir mesafeden ve dert etmeden. Herkes kendi mekânına gidiyor; sonra hava şerbet gibi oluyor bir ânda. Ey ilâhi gökyüzü!!!

......................................

Sevdiğin bir doğa olayını, hayatındaki bir kıymetliyle, "O'na ıslaklık dışında, ne kaldı bu akşamdan?" diye düşünmeden, doğallığıyla yaşamakla, sadece senin sevdiğin bir filmi, kitabı ya da nerden bileyim yemeği, nezâketle paylaşan arasındaki farkı anlamış oluyorsun. Gözünde canlandıramadığın duygu halini, kendi gözünden ve O'nun ıslanmış gözlük camlarının ardındaki, gözlerinden görüyorsun.

......................................

İçinden deniz geçen şehrinin, sevdiğin en güzel kış içeceklerinden bozayı da sevmiyor ama, sadece bu basit zıtlıklarla sen seviyorsun O'nu... Olay bu...

Yorumlar Yorum Yap

Son Yazılar