avatar

Kabûllenmek Zor...
...vazgeçmek kolay.

29/12/2014
Serap Eflanlı

Uzun kırmızı mantosu ve akşamın o vaktinde kırmızı güneş gözlükleriyle kapıda belirdiğinde, gülümsemem donup kaldı ağzımın kenarlarında. Ağlamasını kontrol etmeye çalışarak; buraya neden geldim, ne anlatacağım bilmiyorum. Bildiğim tek şey çok ama, çok yalnız olduğum diyebildi. Ayakkabılarını çıkarttı, içeri girdi ve kendini kanepenin en uç köşesine öylesine, eğreti bir şekilde iliştirdi. Bir süre bir şey söyleme, bu halime bakıp da üzülme ve acı duyma lütfen; çünkü her şey gibi bu da geçecek; ben her zaman olduğu gibi kahkahalarla anlatacağım bu günü, aklımda kaldığı kadarıyla ama, şimdi böyleyim, dedi; kısa kesik hıçkırıklarla.

...............................

Dakikalar sonra, O'nu bu hâle getiren durumun, O'nun her zaman dediği gibi, yaşarken ağır, anlatırken anlamsız konular olduğunu anladım. İşin esas önemli kısmı, bu gibi durumlarda ortaya çıkan ve O'nu aşağı çeken zaafları ve örselenmişlikleriydi. Kendi yaşadıkları için "örselenmek" kelimesini kullanmak istemiyor; hatta kelimenin fonotiğini bile sevmiyor ama, durum bu.

Biliyor musun? dedi. Ben doğal olarak sevilmiş biri değilim. Hazır bir sevgi ortamına düşmedim. Doğarsın, seni sarıp sarmalarlar, herkes anneden önce, sana yönelir; esas konu "sen"sindir ve sonrasında, anne, baba, kardeşler ve tüm ailevî şahıslar, konu komşu dört döner ya etrafında, işte öyle bir şey yok, benim hayatımda. Gerekli midir bu sevgi seli bilmem ama, şimdilerde kayıtsız şartsız sevginin ne menem bir şey olduğunu bilen olarak, istiyorum ve hatta arzuluyorum bu duyguyu. Aman, sakın dramatik bir hikâye gibi dinleme bunu. Çünkü, ben bu durumu yıllar sonra farkettim ve o zamana kadar da, sevgisiz bırakıldığımı hiç düşünmedim. Şöyle bir şey, bilir misin bilmem? Durursun bir gece, bir noktaya kilitlenirsin ve orada akmaya başlar olaylar ve sende bıraktığı duygular, izler, nerden bileyim işte, her ne varsa; o noktadadır. Görür, hisseder, düşünür ve anlarsın. Ama yeteri kadar büyümemişsen henüz, çok üzülür, çok acırsın kendine. Sonra aralıklarla devam eder bu buluşmalar geçmişinle ve kendinle. Bir gün, yaşamına ucundan kıyısından dahil olan, gelen giden, yüzeysel, derin, kıymetli kıymetsiz her sevgiyi, kendinin yaratmış olduğunu anlarsın ve her türden yakınlığa "bu benim ilişkim" der; içinden hep kendine paylar, sonuçlar çıkartırsın, en çok da sorumluluğu üstlenirsin.

...............................

Yıllar geçer. Doğruların, inançların, gerçeklerin değişir. Kafa kağıdındanki başlangıç tarihiyle, bugün arasında epey bir zaman vardır ve şu gerçekle karşılaşırsın: "İnsanların zorlukla kabûllendiği ama, kolay vazgeçtiğisindir" NOKTA

...............................

Bugüne kadar, O'nun bana gösterdiği ya da hissettirdiği pek çok halini biliyorum. Sonrasında bana bıraktıkları cabası. Ama bu sefer, gelişi, duruşu, oturuşu, sesi, gözleri, anlattıkları (oyuncaklı ve komikçeydi bazen), ama bu kez dinleyen ve yazan olarak hafiften endişelendirdi beni ve O, bunu anladı. Güzelcim, ürkme dedi, yumuşacık. Günlük, anlık pansumanlara gereksinim duyarım ama, bil ki kendimi ben iyileştiririm. Tabii ki seninle konuşmak, bana en iyi gelenlerden. Bugün yorgunum, sen de yoruldun, başka bir gün eğleniriz, dedi ve yine bana çok pek çok iyi gelen gülümsemesi yayıldı yüzüne, ayakkabılarını ve kırmızı mantosunu giydi, kırmızı güneş gözlüklerini taktı artık gece olmuş vakitte ve muzipçe gülümseyerek: sıcacık tuttu ellerimi, iyi ki varsın, dedi giderken sesi titreyerek...

Yorumlar Yorum Yap

Son Yazılar